Sözün sonundan başlamak belki de en doğrusu, memleket söz konusu olunca. Vatanı kurtaranlar devrinden, g.tünü kurtaranlar devrine nasıl geldiğimizi daha iyi anlamak için. Suçlu arıyoruz, biziz suçlu. Toplum olarak biziz, toplumun ta kendisiyiz. Devlet bilincimiz olmadı hiç, devleti baba olarak görmedik, savunmak için savaşları göze aldık lafta, oturduğumuz yerden, aslan kesilip, şehit haberleri dönemlerinde. Ama göze alamadık normal zamanlarda, bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığını terk etmeyi.
Bilmedik terör neydi, nasıl çıkmıştı, kimdi, kimlerden oluşurdu, oluşturanların kafa yapısı nasıldı, sistemi neydi, nasıl zehirlediler insanları, nasıl mücadele etmek gerekirdi… Savaşçı bir toplumuz diyerek, en mücadele etmek isteyeni, kaba kuvvetle, üç beş sempatizan dövmek bildi terörle mücadeleyi. Hep sıcak savaşta silah tutmak sandık, sanki sadece dağdaymış gibi terör. Kimse çıkıp da demedi “Dağa giden yol hangi zaaflarımızı kullanarak açılıyor? ”.
Bu ülkenin generalleri, paşaları, askeri, emniyet müdürü, polisi kısaca güvenlik gücü ve uzmanları yokmuş gibi bilinçsiz vatanseverler uzman kesildi mücadele konusunda. Devlete destek olmak dururken, devletin yerine çözmeye kalktı herkes kafasında terör sorununu. Birçoğu başardı, kaş yaparken göz çıkarmayı. İstihbarat özentisi diziler çıkınca baş rolü canlandıranı oynamaya kalktı birçoğu, ömründe zorluğunu görmediği alanlarda. Devlet terörle uğraşmayı bırakıp, sözde vatansever rolüne bürünmüş cahillerin ayak bağı olmaması için uğraştı çoğu zaman.
Nasıl oldu da siyasetle, savaşla, çatışmayla çözülemedi peki? Çözülemezdi, sadece yavaşlatılırdı, aksatılırdı, ertelenirdi. Çünkü sistem vardı, görmedi toplum, bilmedi, düşünmedi. Kendi yapması gerekenleri öğrenmesi gerektiğini görmezden geldi. Sistemi durdurmak için, her bir çarkına müdahale etmek gerekirdi. Ve toplum, üzerine düşen müdahaleyi gerçekleştiremedi. “Bu şehre terörist giremez” diye kibirlenmekten düşmanını tanımak için uğraşmayı göze almayan şehir insanları, çocuklarını madde bağımlısı yapan gruplara destek olduklarının farkında değillerdi, sadece harçlıklarını vermekle mükellef olduğu çocuklarının beyinleri ahlak yerine ideolojiyle doldurulurken. Bazı gençler birlik oldular vatan için, beyinlerini kullanmak için gittikleri üniversitelerde yumruklarını kullanmaya ant içerek. Onlar da göremedi, düşmanlarının beyinleri hedef alıp, zaafları silah olarak kullanarak fikir kurşunları sıktığını… Ant içenlerden bile taraf değiştiren oldu farkında olmadan, ömründe yüzüne bakmayacak güzel kız onun hayatına girivermeyi göze aldığı vakit. Öl dese ölürdü onun için… Başka bir köşede, ailesinden görmediği değeri yeni tanımaya başladığı gruptan görmeye başlayan kız ilk defa fark etti birey olduğunu, değerliydi artık insanların gözünde. Öl deseler ölürdü arkadaşları için… Bir diğeri, cebinde parası oluyordu yeni arkadaşları sayesinde, artık yiyip, içip, gezebiliyordu, burs da bulmuştu, melek gibiydi arkadaşları. Öl deseler ölünürdü… Cinselliği gördü, lise hayatı erkek başına kaç gram kız düştüğünü hesaplamakla geçen yağız delikanlı ilk kez, hem de hiç uğraşmadan elde etmişti ömründe en çok değer verdiği şeyi. Ölse umrunda olmazdı… Yeni arkadaşların ortak noktaları, hep bir ağızdan yemin gibi çıkan “ideoloji” idi. Neydi bu ideoloji, nasıl bir şeydi. Amaaan, neyse ne idi, mutluydu her bir genç. Her biri hayatındaki eksik noktayı kapatmıştı sonuçta. Keyfini bozamazdı araştırıp öğrenerek “grup psikolojisi” diye bir aşamanın varlığını. Varsın olsundu, bazen devlete sövüyorlardı ama onu mutlu ediyorlardı. Hem devlet iyi bir şey değildi artık sanki, bu kadar iyi insanlar yalan söylüyor olamazlardı. Devleti savunanlara baktığında, kavga gürültüden başka bir şey yoktu hem, hangi tarafta daha mutlu olabilirdi ki… 20 – 30 kişilik gruplar halinde takılan, sosyallikten uzak, kaba kuvvetle yasak getiren, emir komuta zincirinde bir üstüne çay götürürken bile mutlu olan insanların içinde mutlu olamazdı sonuçta. Yasaklamaya çalıştıkları her şeyi kendileri yapan insanların savunduğu devlet nasıl iyi olabilirdi. Karar vermesi gerekirse, duyguları ağır basacaktı. Mutlu olmak isteyecekti, ve farkında olmadan, aşama aşama kabul edecekti onu mutlu edenlerin fikirlerini ve hak verecekti sözde davalarına. Aidiyet duygusu böyle işlenirdi çünkü beyinlere. Körü körüne davaya bağlamanın en etkili yolu aidiyetti. Ne kadar da keyifliydi hem, yıllarca darbe zamanlarının hikayeleriyle büyüyen için, karşıt bir görüş bulup ona karşı savaşanlardan biri olma ihtimali. Topluma fitne salanların çıkardığı savaşlarda toplum birbirine kırdırılmamıştı sanki, mutlu mesut hayata veda etmişlerdi ne için kim için öldüğünü bilmeyenler…
Siyasi sınırlar ile ayrılmış savaş meydanlarına dönüşmüştü gençlerin yoğun olduğu yaşam alanları, ve savaşın galibi fitne salanlardı vatan hainleri üreten sistemleri sayesinde. Toplumun yapısında ayrışmaya çok müsait bir zemin oluşturmaktı amaç, başardılar da, toplum neredeyse sarı saçlılar, siyah gözlüler vs. gruplara ayrışıp sudan sebeplerle birbirlerine savaş açmaya yüz tuttu. Şucu bucu oldu gençler, kendilerini saçma sapan milyon tane gruba ait hissettiler de, bir tek devlete ait hissedemediler.
Ortak gaye vatandı ama hep lafta kaldı. Kapı gibi devlet vardı, onlar uğraşmalıydı. Herkesin kendi işi gücü vardı. Mekanı tıklım tıklım doluyorken nasıl ihbar edebilirdi ki mekan sahibi, mekanında dönen uyuşturucu ticaretini ? Çoluğunun çocuğunun helal rızkına ket vuramazdı. İyi aile babasıydı. Başka iyi esnaflarımız da oldu, verirken gözleri doldu, eşine yıl dönümünde almadığı çiçeğin bedelinin kat kat fazlasını, 1 Mayıslardan önce, düşüp kalktığı örgüt milisi sözde öğrenciye, eylemlerde daha kaliteli bombalar patlayabilsin diye. Yeri geldi, küçük şehirlerin esrar ticaretini üstlenen vatansever iş adamları, sene sonlarında vergi rekortmeni oldu. Virane evinin değerinin üç katını teklif eden öğrenci grubuna kiralarken evini, düşünmedi anlayışlı ve kafa dengi ev sahibi, kimdi bu yağlı müşteri, neydi... Sistematik misafirleri gelip gidebilirdi periyodik zamanlarda, olsun normaldi, sonuçta onlar gençti.
Gün geldi, daha söylenecek binlerce hatanın, toplumun zaaflarının bedeli ödendi. Ödeyen yine şehidimin ailesi. Vatan uğruna şehit olurken arslan parçaları, herkes vatansever kesildi. Uçkuruna sahip çıkamayan bazıları, "şehidine sahip çık" diye slogan atan vatandaşın içine karışıverdi. Ülkenin siyasi tarihini bilmeyen adamlar, vatan millet için savaşa gider gibi siyasi söylemlerle diklendi. Deli kanları beyinlerine gitmeyen delikanlılar, dağdaki teröristi canlandırıp hayallerinde, savaş atmosferine girip boşaltıverdi, gözlerinin önündekileri farketmek için harcayamadıkları enerjilerini. Azıcık düşünüverseler görürlerdi düşmanının kaosla beslendiğini. İyi niyetle haklı olarak, usulüne uygun yürüyenlere de zarar vermek için çoktan yerleştirmişlerdi, bazılarını beyinleri yerine yöneten provokatörleri. Tüm geç kalınmış tepki ve çözümler gibi, hala göremiyoruz, şu an varılacak en sağlıklı sonucun, birlik ve beraberlikten geçtiğini...
Yine öz eleştiri yapamayız, suçlamak daha kolay, devleti, siyaseti, askeri, polisi... Evet belki herkesin hatası oldu, ama zincirin ilk halkası toplumdu. Sorumluluk alamayan, araştırmayan, bilinçlenmeyi zahmet gören, zaaflarına yenik düşen, göz çıkaran kaş yaparken, farkında olmadan teröre çanak tuttu. Unutmamak gerekir ki, bir ülkeyi şekillendiren en önemli şeydir toplum bilinci. Bu arada reytinglerde, yine vaktinizi ayırdığınız hangi saçma sapan program birinci?