Blog Arşivi

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Memlekete dair ne yoksa...

Memleket, yıllarca sömürülen memleket, insanı, duygusu, düşüncesi, örfü, adeti, inancı, taşı, toprağı... Kimi içerden, kimi dışardan sömürdü. Kahvehane köşelerinde lafa giriş cümlesinden başka bir görevi olmadı çoğu zaman "n'olacak memleketin hali?" sorusunun. Ara sıra hala sorulmakta, şehit haberleri duyduğumuzda, ekranda yine eğlence kaynağımız olan dizilerimiz, beynimizi tertemiz eden sözde yarışma programlarımız çıkana kadar kısacık bir süre. İşiten bir kaç kimse, cevaplar hep ezbere... Çok değil, beş dakika içinde, konular yine, "hangi takım kimi bitirmiş transferde"...
Lafa gelince, herkes vatan sevdalısı, bir savaş çıksa, koşacak herkes en önde. Zaten buydu vatana yapılan en büyük kötülük. Savaşın çıkmasını beklediler her zaman korumak için vatanı ve sadece savaşarak sandılar vatanın korunacağını. Oysa ki gerek yoktu beklemeye, sıcak savaş çıkacak diye, yıllardır vardı savaş, kılavuz gerekmezdi görmeye, savaşılıyordu yıllardır beyinle, fikirle, toplumsal değerlerle. Susuyordu vatanseverler, susuyordu yıllardır, şehit haberleri haricinde. Uyuyordu yıkarlarken beynimizi, düzmece yarışmalar, tarihimizden utandıran dizilerle... Akrabalık ilişkilerini gözden geçirmeye başladı herkes, iyice geçirdiler şöyle bir, iç de geçirdiler, yan gözle.. Öyle ya normaldi, hergün bir yenisini görüyorlardı çarpık ilişkilerin TV'de. Birbirinin ayıbını örtmek biraz toplumu kenetliyor diye, ödüller verilir oldu üst baş eleştirenlere. Tarzımdı, stilimdi, toplum böyle bitirildi. Yıkandı genç beyinler, kurumaya bırakıldı, budandı fikirleri, bilinçleri yakıldı. Önü açıldı kan emicilerin, emperyalist devletlerin kültür aşılamasını farkederken bile durumu anlatırken dilimize ihanet etmemizi düşleyecek kadar şeytani tuzaklara yakalanan yol göstericilerimiz oldu, eyvah dediler, empoze (En. impose, Fr. imposé) dediler. Empoze oldu gençlerimiz, empoze ettiler... Durumu bile kendi dilimizle anlatamadık, kelime ithal ettik, entel olmalıydı çünkü milliyet kokan köşe yazıları.
Sanatta ilerledik, eksiklerimizi farkettik, çıplaktı örneğin müzik, hemen kıyafet giydirdik, siyahtı ve makyajlıydı 13-14 ünde "rock" müzik sevenleri ve dövmesi olmalıydı illa ki, dövmesi olmalıydı ki kitlesi tarafından dövülmemeliydi.
Sahnedeki, şovunu yapıp, parasını sayarken evinde gündelik kıyafetleriyle, harçlığını biriktirip aldığı makyajını silmeden, siyah tişörtüyle yatmıştı konser dönüşü küçük kız, büyük bir özveriyle...
Çanakkale'de atalarımız vatan için gencecik başladı diye savaşa, gençlerimiz de başladı alkole, sigaraya, gece kulübüne, diskoya, ota, hapa, makyaja çocuk yaşta. Eğlenmeyi bilmiyordu atalarımız galiba. 
Eğitim yuvalarını ticarethane haline getiren eğitimciler, bilinç kazandırmak için çabalamadı hiç, ortam yapmak için nice emekleri çiğneyerek gelmiş sözde eğitime aç, bilinçsiz çocuklara. Sözde çabalayan da, kuru nasihatten öteye gidemedi. Örnek soru, örnek çözüm, örnek cümle gösterdiler ama örnek alınacak insan olup kendilerini gösteremediler. Örnek vermeden anlayamazdı çünkü öğrenci, ders dışında bunu göremediler. Siyaset ve adam kayırmaca vatani görevdi onlar için, hizmet ettiler bir ömür vatana. Hep aldılar vatandan, karşılık vermeden, vatana hizmet karşılıksızdır mantığıyla. 
Bu hizmetin ürünleri de aşk yuvası olarak gördü eğitim yuvalarını. Bol kahkahalı, aşklı meşkli, ihtiraslı lise dizileriyle ortaöğrenimini tamamlayıp, kampüs dizileriyle mezun olmaya gelmişlerdi yükseköğrenimden, oldular da, hatta bir çoğu lisans üstüne geçti, tez yazdı, madde bağımlılığı, terör örgütü üyeliği vb. konularda. Olan yine canını dişine takan bazı ebeveynlerle, vatana millete fayda sağlamak için sorumluluklarının farkında olan bilinçli gençlere oldu. Zaten bu adaletsiz sistemde bir çoğunun sahip olduğu tek şey, sorumlulukları oldu. 

Hiç yorum yok: