Blog Arşivi

29 Eylül 2016 Perşembe

Kaybettiğimiz

Toplum sorunları başlığıyla söylemek istediklerimiz (tabi istiyorsak) nelerdi acaba? Saymak o kadar güç ki… Aslında düşünmüyoruz bile çoğu zaman toplumun ne sorunları var diye… Zaten sadece dilimizde kullanıyoruz bu başlığı.  İnmeden derinine, istemeden… Nasıl çözülür bu sorunlar diye düşünmeden, belki de düşündüğümüzde bile umutsuzluğa kapılıp çözülmez diyerek vazgeçilen… Aslında çözümü de sebebinde saklı toplum sorunlarının. Yani bizlerde. Farkında bile değiliz aslında.  Çünkü o kadar meşgulüz ki kendi sorunlarımızla, toplum kimin umrunda? Farkında bile değiliz çünkü, kendi sorunlarımızdan kurtulmanın tek yolunun toplumun sorunlarını sahiplenmekten geçtiğinin.  Toplum kelimesini oluşturanların her birimiz olduğunu bile düşünmedik belki de.  Bizim sorunlarımız diyemedik hiçbir zaman.  Hep toplumun sorunları oldu başka insanların başına gelenler, hep toplumu ilgilendirdi haberlerde acı bile duymadan sinema filmi izlercesine kendi başımıza gelmesine ihtimal bile vermeden gülüp geçtiklerimiz. Dışladık kendimizi, aslında dışlanma korkusuyla yaşarken her insan, bu korkuyu kendine bile itiraf edemediği halde. Bizler bireylerdik. Yani işimize geldiğinde bireyleri oynardık, işimize geldiğinde ise toplum bizlerdik.  Bireyleri dışlardık.  Kimse ölemedi başka bir kimse için, kendileri için kaç toplumu gözden çıkaranlar, lafa geldiğinde kahraman olanlardı.  Ölürlerdi sokaktaki aç, kimsesiz küçük bir çocuk için.  Oysaki kapısına gelen dilenciye, toplum içindeki kıdemlerinin göstergesi sandıkları, onlarca aç insanın rızkını üstlerine yatırım yaptıkları marka elbiselerine verdikleri değer kadar bile değer vermeyenler de yine onlardı. Asıp keserlerdi dışarıdaki kapkaççıyı, hırsızı, katili, sapığı. Ömründe kurşun sesi bile duymadan söyleyenler bu sözleri sözde güvenli evlerinde, sokakta zulüm edilirken gördüklerinde zavallı bir insana, korkudan ve başçıklarına bir şey gelmesin diyerekten tabana kuvvet kaçan sözde insan varlıklarıydı. Suç işleyenleri her gördüğümüzde gazetelerin üçüncü sayfalarında bütün küfürleri yakıştırırız da neden kendi suçlarımıza küfredenlere haklılığı yakıştıramayız acaba? Çünkü her zaman biz haklıyız kendimizce, her zaman kendimiz vardık sadece yaşayan, Dünya üzerinde. Sevgiyi cebimizden çıkan parayla karıştırmışız olsa gerek; kendi ailemiz ve yakınlarımız dışında bir de odalarımıza posterlerini astığımız uğrunda canımızı verebileceğimizi düşündüğümüz “starlar” dışında kimseyle paylaşamadık. Tanımadığımız insanı neden sevmeliydik ki? Bize bir katkısı yoktu sonuçta...  Neden dışarıdaki bir insana yardım eli uzatmalıydık ki, kazanacağımız ne vardı ki? Kaybedeceğimiz birçok şey vardı çünkü... Çok değerli vakitlerimiz, belki mutluluk sandığımız paramız, belki de o çok işe yarayan canımız... Oysa farkında değiliz ki, zaten kaybetmişiz kaybedebileceğimiz en büyük şeyi... Kaybettiğimiz; insanlığımız...
(2008)

Hiç yorum yok: