Toplum sorunları başlığıyla
söylemek istediklerimiz (tabi istiyorsak) nelerdi acaba? Saymak o kadar güç ki…
Aslında düşünmüyoruz bile çoğu zaman toplumun ne sorunları var diye… Zaten
sadece dilimizde kullanıyoruz bu başlığı. İnmeden derinine, istemeden… Nasıl çözülür bu
sorunlar diye düşünmeden, belki de düşündüğümüzde bile umutsuzluğa kapılıp
çözülmez diyerek vazgeçilen… Aslında çözümü de sebebinde saklı toplum sorunlarının.
Yani bizlerde. Farkında bile değiliz aslında. Çünkü o kadar meşgulüz ki kendi sorunlarımızla,
toplum kimin umrunda? Farkında bile değiliz çünkü, kendi sorunlarımızdan
kurtulmanın tek yolunun toplumun sorunlarını sahiplenmekten geçtiğinin. Toplum kelimesini oluşturanların her birimiz
olduğunu bile düşünmedik belki de. Bizim
sorunlarımız diyemedik hiçbir zaman. Hep
toplumun sorunları oldu başka insanların başına gelenler, hep toplumu
ilgilendirdi haberlerde acı bile duymadan sinema filmi izlercesine kendi başımıza
gelmesine ihtimal bile vermeden gülüp geçtiklerimiz. Dışladık kendimizi, aslında
dışlanma korkusuyla yaşarken her insan, bu korkuyu kendine bile itiraf edemediği
halde. Bizler bireylerdik. Yani işimize geldiğinde bireyleri oynardık, işimize
geldiğinde ise toplum bizlerdik. Bireyleri dışlardık. Kimse ölemedi başka bir kimse için, kendileri
için kaç toplumu gözden çıkaranlar, lafa geldiğinde kahraman olanlardı. Ölürlerdi sokaktaki aç, kimsesiz küçük bir
çocuk için. Oysaki kapısına gelen dilenciye,
toplum içindeki kıdemlerinin göstergesi sandıkları, onlarca aç insanın rızkını
üstlerine yatırım yaptıkları marka elbiselerine verdikleri değer kadar bile değer
vermeyenler de yine onlardı. Asıp keserlerdi dışarıdaki kapkaççıyı, hırsızı,
katili, sapığı. Ömründe kurşun sesi bile duymadan söyleyenler bu sözleri sözde
güvenli evlerinde, sokakta zulüm edilirken gördüklerinde zavallı bir insana,
korkudan ve başçıklarına bir şey gelmesin diyerekten tabana kuvvet kaçan sözde
insan varlıklarıydı. Suç işleyenleri her gördüğümüzde gazetelerin üçüncü
sayfalarında bütün küfürleri yakıştırırız da neden kendi suçlarımıza
küfredenlere haklılığı yakıştıramayız acaba? Çünkü her zaman biz haklıyız
kendimizce, her zaman kendimiz vardık sadece yaşayan, Dünya üzerinde. Sevgiyi
cebimizden çıkan parayla karıştırmışız olsa gerek; kendi ailemiz ve yakınlarımız
dışında bir de odalarımıza posterlerini astığımız uğrunda canımızı verebileceğimizi
düşündüğümüz “starlar” dışında kimseyle paylaşamadık. Tanımadığımız insanı
neden sevmeliydik ki? Bize bir katkısı yoktu sonuçta... Neden dışarıdaki bir insana yardım eli uzatmalıydık
ki, kazanacağımız ne vardı ki? Kaybedeceğimiz birçok şey vardı çünkü... Çok değerli
vakitlerimiz, belki mutluluk sandığımız paramız, belki de o çok işe yarayan canımız...
Oysa farkında değiliz ki, zaten kaybetmişiz kaybedebileceğimiz en büyük şeyi...
Kaybettiğimiz; insanlığımız...
(2008)
(2008)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder